Monday, February 28, 2011

DİKKAT :SOME LIKE IT HOT!



Billy Wilder beni etkileyen bir yönetmen. Klasik drama deyince aklıma geliyor ki bu flmden sonra onu unutamam.

Saturday, February 26, 2011

BİR FİLM İZLEMEK. BLACK SWAN!


Bir insanın başka bir insanın mahremiyetine inip bunu yazabilmesi zor olmalı. Bunun ötesine geçip yaşananları tüm çıplaklığıyla ortaya koymak.

İnsanın kırmızı çizgileri olmalı. Ali Ural’ın bir denemesinde okumuştum. Denemenin sonundaki cümle çok güzeldi. “Allah’ın insana koyduğu sınırlar var.” İnsanın kendini zaptettiği bir DUR düğmesi olmalı. Aklıyla, duygusuyla bunu kontrol altına alabilir mi insan bilemiyorum ama Zor...

Filmde insanın derinine girdikçe giriyoruz. Hayallerine, rüyalarına, fantezilerine kameramızı sokup bunu doğal karşılayabiliyoruz. Hiç utanmıyoruz. Yüzümüz de kızarmıyor artık. Film etkiledi. Nerdeyse tahrik oluyordum. Sözde" profesyonel" bir gözle izleyecektim. Ama ne " profesyonellik"! Filmi izlerken çoğu kez koltuğa yapıştım. Çok fazla gerildik,hatta ürktük. Film çıkışı kendimi iyi hissetmedim. Canımı sıkan bir şeyler vardı. Bu yazıyı yazarken de var. Hala canım sıkkın! Yolunda gitmeyen bir şeyler var…

Bunun yanı sıra iyi olan şuydu. Bale,sanıldığı kadar estetik değilmiş.Çok daha ötesi bir şey. Bale öğrenene kadar tırnak kanamalarının hiç de estetik yeri yok. Boks da yüzün dağılması bale de ayak parmakların kırılması gibi....

Thursday, February 24, 2011

Tuesday, February 22, 2011

KARANLIĞIN ADI YANLIŞ KONULMUŞ!


Siliniyor bu gecenin tozu dumana katan karanlığı. Siliniyor, karanlığın yalan adı.

BASİT BİR FİKRİ, KARAKTER MERKEZLİ BİR SENARYO HALİNE NASIL GETİRİRİZ?


"En basit haliyle bir fikri, karakter merkezli bir senaryo haline nasıl getiririz?"

Burada dikkat çekmesi gereken husus senaryomuzun karakter merkezli oluşu, yaptığımız iş de karakter merkezli senaryo yazımı.
Klasik dramada karakterlerin yapması gereken bir yolculuk var. Dinamik yazılmalılar. Yaşamalılar. Varoluş sürecinde olmalılar.
Bu varoluş ve değişim sürecini yazarken faydalandığımız yer de arketiplerin gelişim / değişimleri.

Bu konuya dikkatinizi çektikten sonra şu uyarıda bulunayım: fikrimiz üzerinde düşünürken mümkün olduğu kadar yönteme bağlı kalın. Farkında mısınız, ipin ucu hemen kaçıyor, karakterleri tartışırken "sonra bir gün, kuzey buz denizinde balıkçılık yapan eniştesi gelsin ve desin ki..." gibi olay örgüsü kurmaya yöneliyoruz. Olay örgüsünü kurmak zor değil. Aklımıza her an yeni bir şeyler gelebilir. Ancak, arketip modeline bağlı kalarak olay örgüsü ve çatışma yazabilmek değil mi asıl mesele? O yüzden olay örgüsü yazmaya girişmeden evvel ne yöne gideceğimizi tam olarak görmemiz gerek. Konumuzla ilgili düşünürken mümkünse aklınıza gelen olayları bir yere not alın ama karakterlerin değişimleri ve değişim yönlerini arketiplerle açıklayın. Yani önce kavramsal düşüneceğiz. Sonra o kavramsallıktan yola çıkarak olay örgüsü seçeceğiz. Böyle yaparsak seçtiğimiz olaylarla, karakterlerimiz tutarlı gelişir. ''


GÖKHAN YORGANCIGİL

Wednesday, February 16, 2011

SEVGİ CİNSELLİĞİN ÜSTÜNDE MİDİR?

Çok fazla yazacak bir şey bulamıyorum. Filmi izledikten sonra sorguladığım şey, başlığımda olduğu gibi gerçekten bizim için sevgi cinsellikten üstün mü yoksa sevdiğimiz kişiye sahip olduğumuzu düşündüğümüzde mi daha çok seviyoruz ki yoksa bunların hepsi bir karmaşa mı? Bahsettiğim film:



Yapım:1977 ~ Fransa, İspanya
Tür:Dram, Erotik, Romantik
Yönetmen:Luis Buñuel
Oyuncular:Ángela Molina, Carole Bouquet, Fernando Rey, Milena Vukotic, André Weber, Julien Bertheau
Senaryo:Luis Buñuel, Jean-Claude Carrière
Yapımcı:Serge Silberman
Görüntü Yönetmeni:Edmond Richard
Süre:1 saat 42 dk

Thursday, February 10, 2011

A.H. TANPINAR, MONTAIGNE VE N.ATAÇ


Tanpınar, " Dostluğa ve Nurullah Ataç'a Dair" başlıklı makalede şöyle der: "Ataç'ın o kadar sevdiği Montaigne'in hayatını o kadar güzel yapan şey dostluk değil midir? Niçin birbirimizi seçeriz? Sualine verilmiş en iyi cevap hala onun cevabıdır :"Çünkü o kendisi idi, ben bendim."


Montaigne'in savunduğu esas nesne "iç merkezi, tininin saklandığı yer"dir. Auerback, yazar olarak Montaigne'in ruh halini şöyle betimler : "İçindeki yalnızlığı hep savundu : Peki ama ne vardı orada, yalnızlığını bunca değerli kılan neydi? Hayatının ta kendisi, kendi başına ve kendinde oluşu, evi, bahçesi, bütün hazinesi... Montaigne burada kendini kendine teslim eder. İçindeki güçleri serbest bırakır."


Ali Galip Yener
Yazarın Doğuşu, Montaigne ve Tanpınar
Hece Dergisi